SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

453 - 455 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

  «O, serap gibi (alev dalgaları) birbirini taru mar eden...» cümlesinde geçen serap kelimesi sıcak-günde çölde görülen su hayâlidir. Uzaktan su gibi görülür. Yanına vardıktan sonra bir şey kalmaz. îşte küffârın hâlide böyledir. Su var zanniyle ona koşacaklar fakat su değil ateşle karşılaşarak içine düşeceklerdir. mu'minlerin:  «Yarabbi! Biz dünyada bunlara en ziyade muhtaç olduğumuz halde onlardan ayrı yaşadık, onlarla beraber olmadık...» sözlerinin mânası: başlarına gelen şiddet ve korkunun giderilmesi babında AlIah'a niyazdır. Çünkü mu'minler Allah'a ibadet uğrunda dünya ma'işeti hususunda yakınlarına muhtaç oldukları halde onlara yaklaşmamış onlarla teşrik-i mesa-i etmemişlerdir. Bu hal gerek Eshâb-i kiramın gerekse onlardan sonra gelen bir çok müslümanların her zaman başına gelmiştir. Fakat müslümanlar Allah ve Resulü'ne isyan ederek küfrü inadında daim olanlarla — babaları, oğulları, kardeşleri ve akrabaları bile olsa — derhal alakayı kesmiş, onlara hiç bir zaman arz-ı ihtiyaç etmemişlerdir. Hadisin zahir olan mânası budur. Vakıa Kaadî îyâz: Müslim'in bu rivayetine itirazla rivayette değişiklikler olduğunu iddia etmişsede Nevevi: Bunun doğru olmadığını Müslim'in rivayetinin sahih olduğunu söylemiştir.

 

«Hatta bazıları hemen hemen dönmeye yaklaşacaklar.» cümlesinin mânası geçirdikleri şiddetli imtihan sebebiyle bazıları doğruyu söylemekten dönmeye ramak kalacak demektir, Cümlesi esas itibari ile bacak açılacak demektir. Burada ondan murâd lisan ulemâsının Cumhuru ile İbni Abbas (Radiyallahu anh)'a, göre; korku ve şiddetin açılmasıdır. Zaten Araplar «sâk» kelimesini baş sıkısı hususunda darb-ı mesel yapmışlardır. Çünki Araplara göre; insan başı dara geldiği zaman kollarını sıvar ve paçalarını çeker. Biz bu makamda yelkenler indi gibi tabir kullanırız. Bu sebeple tercümeyide ona göre yaptık.

 

Bazıları: «Buradaki «sâk» tan murâd büyük bir nurdur» demişlerdir. Bu takdirde mâ'na: mu'minler Allah Teâlâ'yı görünce; yeni faydalar ve Eltaf-ı ilâhiyye zuhur edecek demektir. Bir takımları; «Sâk» dan murâd meleklerden bir cemaattır. Hatta Sâk'ın bir mahluk olduğunu mu'minlerin mutat pazar yerlerinden çıkarak onları başkalarından ayırmak için bir alâmet olmak üzere yaratıldığını da söyleyenler vardır. Hâttâbî diyor ki: «Kıyamet gününde bu makamda Allah'ı görmek başka; cennette mu'minlerin görmesi gene başkadır. Cennette mu'minlerin Allah Teâlâ'yı görmeleri Allah'ın onlara bir ikramıdır. Burada görünmesi ise sırf bir imtihan içindir.»

 

Allah her birinin sırtını tek bir tabaka haline getirecek, her secde etmek isteyen kafası üzerine düşecek.» cümlesinden murâd; hepsinin sırtı sahife şeklinde dümdüz, bir olacaktır. Bu cümleye bakarak bazıları teklif-i mâla yutâkın caiz olduğuna kail olmuşlarsa da bu istidlal bâtıldır. Çünkü âhiret teklif diyarı değildir. Oradakilere verilecek secde emri imtihan içindir.

 

(Teklif-i mâla yutak: Kulun gücü yetmiyeceği işleri ona emretmektir. Teâlâ Hazretlerinin güçleri yetmiyecekleri şeyleri kullarına emredip etmemesi ulemâ arasında ihtilaflı bir meseledir. Yeri usul-u fıkıh ve usulü dindir.)

 

Bazıları mahşer yerinde münafıkların da mu'minlerle beraber olmalarından onların da mu'minler gibi Allah Teâlâ'yı göreceği mânasını anlamışlardır. Fakat İmam Nevevi'nin beyanına göre münafıklar Allah Teâlâ'yı göremiyeceklerdir. Bu hususta sözlerine itimad edilir ulemânın icma'i vardır. Zaten hadisi şerifte münafıkların Allah'ı görecekleri tasrih edilmemiş yalnız mu'minlerle münafıkların karışık bulunduğu yerde bir sıfat görecekleri; Teâlâ Hazretlerinin daha sonra tecelli edeceği bildirilmiştir. Bundan münafıkların da Allah'ı göreceği lâzım gelmez. Münafıkların Allah'ı göremiyeceklerine kitap ve sünnetten delil vardır.

 

«Bazılan bakarsın sapasağlam kurtulmuş, diğeri tırmalanmış da salınıvermiş, kimi de cehennem ateşine yığılmış kalmış...» Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sözleri ile ehl-i mahşeri üç kısma ayırmışlardır. Bunların birincisi; hiç bir #zap görmeden kurtulacak olan mu'minlerdir. İkinci kısım; biraz azab görüp serbest bırakılacak olanlardır. Üçüncü kısımda; cehenneme yağılırcasına atılacaklardır.

 

«Nefsim yedinde olan...» cümlesindeki istiksa' kelimesi: istida, İstida' ve istifa' şekillerinde de rivayet olunmuştur. Kaadî İyâz bunların bir tashif ve vehimden ibaret olduğunu söylemiş doğrusu: «Burada olduğu gibi istiksa'dır» demişsede Nevevî buna itirazla rivayetlerin hepsinin doğru olduğunu ve hepsinin güzel bir mâna ifade ettiğini söylemiştir. Ona göre birinci ve ikinci rivayetlerin mânası: «Dünyada mühim bir mesele karşısında kaldığınız zaman o meselede sizi aydınlığa çıkarması için Allah'a bütün gücünüzle yalvararak niyazda bulunmanız mu'minIerin cehennemdeki din kardeşleri için yaptıkları niyazdan daha üstün olamaz» demektir. Üçüncü ve dördüncü rivayetlere göre ise; «Dünyada sizin hasmınızdan hak İstemeniz veya hakkını tamamiyle almanız...» manasına­dır.

 

Hadiste cehennemlikler hakkında: «Kalbinde bir dinar, yarım dinar hayır olan her kimi bulursanız cehennemden çıkarın.» buyurulmaktadır. Kaadî İyâz buradaki hayırdan muradın. Yakın yani iman olduğunu söylüyor. Fakat Nevevî : «Onun mânası mücerred iman değil imanından fazla bir şey bulunan demektir; Çünkü tasdikten ibaret olan mücerred iman bir bütündür parçalanamaz. Binaenaleyh bir dinar, yarım dinar, zerre kadar tabirleri ile bildirilen parçalı şey mutlaka ya amel-i salih ya zikri hafî yahut fakire acımak Allah 'tan korkmak ve iyi niyet sahibi olmak gibi kalp amellerinden bir amel olacaktır» diyor.

 

Teâlâ Hazretlerinin cehennemden bir kabza almasından murâd oradan bir cemaat alıp çıkarmasıdır.